Death - Symbolic Albümü Hakkında (6. Yıl Anısına)
Sene 1995’ tir. Tampa Florida’da yaşayan efsane mertebesini çoktan kazanmış olan büyük müzik insanı Chuck Schuldiner’ ın yeni albümü beklenmektedir. Human ve Individual Thought Patterns albümlerinde çıta o kadar yükselmiştir ki herkes yeni bir bomba beklemektedir. Bu arada Steve di Giorgio ve Andy LaRoque babalar gruptan ayrılmıştır ve Death, tam bu durumların ortasında öyle bir albüm yapar ki ortalık resmen duman olur. Albümün adı Symbolic’ tir ve yine Roadrunner etiketi ile piyasaya çıkmıştır.
DiGiorgio ve LaRoque ‘dan boşalan yerler için alınan elemanlar itibari ile kadro şu halini almıştır ve kayıdın kadrosu da şu şekildedir :
Chuck Schuldiner – Gitar /Vokal
Bobby Koelbe – Gitar
Gene Hoglan – Davul
Kelly Conlon – Bass
Kelly Conlon ve Bobby Koelbe isimleri all-star kadrolara alışık tayfa için farklı gelebilir ama Kelly Conlon Monstrosity de çalmış ve olan önemli bir elemandır. (Bobby Koelbe ayrıca jazz alemlerinde de isim yapmış önemli bir elemandır)
Albümü Jim Morris baba malum mekanda kaydetmiştir ve sound “kristal” kavramının ta kendisidir. Ayrıca elemanların performansları da resmen dudak uçuklatan (tamam dayanamıyorum) göt düşüren bir biçimde vuku bulmaktadır. Her ne kadar Steve ve Andy babaların o muhteşem stilleri bu albümde olmasa da Chuck baba ve Gene Hoglan albümü çok pis götürmektedirler. Ek olarak ; kapağı Rene Miville yapmıştır ve tek kelime ile “olağanüstü” dür. Bu yücelik abidesinin şarkı listesi ise şu şekildedir :
1- Symbolic
2- Zero Tolerance
3- Empty Words
4- Sacred Serenity
5- 1000 Eyes
6- Without Judgement
7- Crsytal Mountain
8- Misanthrope
9- Perennial Quest
Death Metal tarihinin en çok bilinen riff i ile albüm açılır.(Hammer Smashed Face ile birlikte en çok bilinen riff i demek lazım.) O kadar kontrollü girmiştir ki albüm, o dönemler ilk dinleyen herkes “dur lan dur süper olm kesin döşeyecekler” diyerek birbirlerini dürtmektedirler. Gene baba hi-hat leri inceden okşamaya başlamıştır ve bir anda olay patlayıverir. “I Cloooosee My Eeeyeees” diyip ateşi verir rahmetli. Başyapıtın ta kendisidir bu şarkı diğer tüm şarkılar gibi. Albümün devamında ve bundan sonraki dünya metal müzik tarihinde her davulcuyu şah mat eden çift ride lar (bu olay en çok bu albümde öne çıkmaktadır, her ne kadar Cynic ve diğer babalar yapsa da...) herkesi kendinden geçirmektedir. Bobby Koelbe babanın solosu herkesi “tamam lan herif süpermiş” diyip rahatlatmaktadır. Eleman acımadan döşemektedir soloları.
Albüm adamı mıhlamışken bir anda şok eden bir sakinlik ve Gene Hoglan’ın yüce stili ile başlayan davul vuruşları ile Zero Tolerance başlar. Sözler albümün tümünde olduğu gibi gayet derindir ve okuyan herkese pek çok şey anlatmaya devam eder.
Pek çok kişiye hayatında bir dönem soundtrack olmuş Empty Words ise bana hep Florida da sahilde deniz kıyısında yürüyen Chuck Schuldiner ‘ı hissettirmiştir ve kendimi onun yerine az koymamışımdır. Girişteki perküsyonlar ve o akustik gitar çok derin bir his karmaşasına iter insanı. “Küller ve dumanlar, değişimin rüzgarları ile birbirine kaynaşır...” Bu kadar muhteşem sözler ve harika solosu ile şarkı tek kelime ile efsanedir. Şu anda da satırların yazarının gözlerini doldurmaktadır.
Sacred Serenity şarkısı bence Death’in o gün kadar yaptığı en naif, en nazik şarkı olmuştur. Şahsi fikrim, Chuck Baba’nın albümü yazarken ki dönemde büyük bir duygusal değişim ve gelişim geçirdiğidir. Bu da özellikle bu albümde ve bu şarkı da kendini göstermiştir.
1000 Eyes ise pek çok insanı “girişte napıyo davulcu” sorusuna yöneltmektedir. 2. riff ile birlikte tek kelime ile akmaya başlar ve nakarat kısmında tek kelimeyle kopar. Bu şarkı sözleri ile biraz ilginç bir noktada durmaktadır. Kameraların ve teknolojinin hayatlarımızı gözlemlediği, artık ne yapsak ta kendimize ait bir gizliliğe sahip olamayacağımızı anlatmaktadır ve bugün bunun ne kadar doğru olduğu bir kez daha ortaya çıkmaktadır.
Without Judgement, grubun bu albümde herkes tarafından en sevilen şarkılarından birisi olmuştur ve öyle sanırsam bunu muhteşem pre-chorus riffine, o bölümdeki Çift Ridelara ve ardından gelen muazzam nakarata borçludur. Nakarat sanki fade in gibi girer. Sessiz ve sakin biçimde 2 kez tekrar edip ardından çalması tek kelimeyle “göttisberger” olan gökgürültüsü davullarla öyle bir hal alır ki, konser mekanlarında coverlandığı zaman kan-gövde ekseninde neler yaşandığı tarafımca görülmüştür. Harika bir şarkıdır ve iğneleyici sözleriyle adamı çok feci raharsız eder aslında...
Crystal Mountain, bence dünya üzerindeki tüm metal dinleyicileri tarafından kabul görmüş ilk ve belki de tek Death şarkısıdır. Sakin ve basit bir riff dizilimi arkasında Gene Hoglan davulun anasını ağlatmaktadır ve şarkının sonundaki o akustik gitar soloları gözlerden bir damla yaş akıtır. Harikadir tek kelimeyle...
Adamı hafiften sakin bir moda geçiren fade out Misanthrope ile hunharca bitirilir ve gayet hızlı biçimde çok mis ve leziz rifflerle şarkı adamı ihya eder.
Son şarkı ise bizim zehir bünyemizce “Perihan Kulesi” olarak adlandırılan efsanevi Perennial Quest’tir. Chuck Baba’nın progressive işlerde ne denli gönlünün olduğunu ve ilerki albümde bizi nelerin beklediğini bence bu şarkı gösterir. Eksiksiz kusursuz bir şarkıdır. Dolayısı ile başlı başına bir klasiktir. Bu şarkı da, tüm albüm boyunca sote de yatıyor gibi gözüküp tüm cover sevdalısı bassçıların bileklerini kıran Kelly Conlon bence bir adım öne çıkar ve Gene Baba’yla birlikte çok fena işlere kalkışırlar. Hayatımda gördüğüm en iyi albüm bitirişlerinden birisidir bu şarkı. Herşey o kadar güzel gitmekteyken öyle bir an gelirki....
İşte o kısım benim, Chuck Schuldiner ‘ın vefatını öğrendiğim gece, 13 Aralık 2001 gecesi saat 10 civarları bu şarkıyı sabaha kadar dinlememe sebep olmuştur. Öldüğümde beni bu şarkıyla hatırlayın der gibi, öyle bir bölüm koymuştur ki oraya rahmetli. Şimdi bile tüylerim diken diken, kendisine içimden dua etmekteyim... Bu şarkı ile ve ölümü ile bizi gerçekten hüngür hüngür ağlattı. Mekanı cennet olsun...
İşte 1995 yılında dünyanın pek çok dergisinde yılın albümü seçilen, edisyonları hala basılan ve de satmaya devam eden muhteşem albümün benden akan hikayesi... Bu albüm pek çok internet sitesinde de 95 yılının en iyi albümü seçilmiştir ve pek çok insan için gelmiş geçmiş en iyi albümlerdendir. Bu albüme kayıtsız kalmayı başarmış bir metalci insan düşünemiyorum.
(2002 yılında Jane Schuldiner’ a para gönderip bağış yaptığımda mektubumda yazmıştım : “Biz yaşadıkça Chuck ölmeyecek” diye. Kendisi de mektubuma cevap verip çok güzel sözler yazmıştı. İşte şimdi gururla söylüyorum ki “biz burdayız yaşıyoruz ve sevdiğimiz hiç birşey ölmüyor !!!”...)