Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
Image Hosted by ImageShack.us


Yazılar

Third Degree - Punk Sugar Albümü Kritiği

  Third Degree 98den beri bu işlere bakan bir grup olsa da ilk kez karşılarşıyorum elemanlarla ama ''Polonya'' ve ''grincore'' yazıyorsa direk giriyorum o işlere.




Czarny - vokal
Szymon - gitar
Buddah - gitar
Fazi - bass
Gonzo - davül




Açılıştaki From simple punks çok ağır Napalm Death worshipi. Shane paşa ve saz arkadaşlarının Enemies of The Music Business ve sonrası zamanları özellikle. Millennium of recycling Christ ile bu ND cilik devam etmiş. Twelve millions da yine sık sık tempo düşürülmüş ND nin mid tempo parçalarının ayarında bir olay.



And now, something completely different inceden crust havalar barındıran şık bir olay. Albümde favorilerimdendir. 10 saniyelik Manipulation tam bir vur kaç. Dandun kazımışlar bitmiş ki çok varım bu tür olaylarda. Kapanış şeysi Pathetic tırt introsu ardından çok düşük tempoda Inside the Torn Apart zamanlarını andıran bir parça. Albumün geneline uygun.


Açıkçası çok da ağır gaz bir şey deil ama klas çalmış adamlar. Napalm Death severler (ki sevmeyenen gaydir) hoşlanabilir. Hayırlı olsun






1. From simple punks
2. Millennium of recycling Christ
3. Twelve millions
4. Where is the consummation?
5. Thoughts
6. Dead will
7. So long bastards
8. Punk sugar
9. Sorrounded by victims
10. And now, something completely different
11. Manipulation
12. Pathetic

Unleashed - Hammer Battalion Albümü Kritiği

    Isvec menşeili köklü ve radikal death metal baronları UNLEASHED de 2008 i onurlandıran gruplardan oldu bu çalışma sayesinde.
Kısaca gecmek gerekirse herifler gene dediğim dedik caldığım düdük demiş bu albümde, asla bu gruptan yeni bir Where No Life Dwells ya da Shadows in the Deep ayarında bu türe yeni bir soluk katan bişey beklememek lazım ama adamların artık normaldir ki oturttukları bir tarzları var o sınırlar icinde üretmeye yıllardır devam ediyorlar.

Bu grubun eleman ve pozisyonları,

Johnny Hedlund - Vokal,Bass gitar
Fredrik Folkare - Gitar
Tomas Mеsgard - Gitar
Anders Schultz - Davul


SPV etiketli dağıtılacak albümdeki parçalar,

1.The Greatest Of All Lies
2.Long Before Winter's Call
3.Your Children Will Burn
4.Hammer Battalion
5.This Day Belongs To Me
6.Marching Off To War
7.Entering The Hall Of The Slain
8.Black Horizon
9.Carved In Stone
10.Warriors Of Midgard
11.Midsummer Solstice
12.Home Of The Brave
13.I Want You Dead


Albümün soundu bildiğimiz her dakka dinlediğimiz o yörenin kendi sabit tonları, iyi bir kayıt var adamlar nizami calmış ve atraksiyonlardan mümkün mertebe uzak kalınmış.
"The Greatest Of All Lies" ise hem albümün acılısında olması hem de üstteki tanıma uyması acısından iyi bir örnek.
Bu tip bir türü sevenler icin bicilmiş kaftan gaz ve akıcı bir parça olmuş özellikle solosu filan cok klasmış.

Albüme adını veren "Hammer Battalion" grubun hala viking gizemleri ve savaşları işlerini kovaladığına delalet böyle beton kafa adamlara aslında cok varım ama birazcık altyapıyı güncellemekte fayda var be abi:)
Olası bir konserde cok azdırıcı olur eminim diğer yandan nato kafa nato mermer işler bitek böyle istisna bikac gruba yakışıyormuş bunu da anlamış olduk.

"Marching Off To War" bu albümün en klas şarkısı. Başlardaki kazımalı partisyon dinleyiciye atılmış feyktir akabinde gene bildiğimiz beton Unleashed usulü riffler giriyor öyle de bitiyor ama bu çalışmadaki en pırlanta işlerden birisi bence.

Aynı şekilde "Black Horizon" da grubun yıllara meydan okuduğunun delili gibi dikilmiş resmen fanlarının karşısında.
Tam adı gibi karanlık dinleyicinin icini kastıran bir iş cıkarabilmek her zaman mümkün olmuyor biliyorsunuz bu esnada mongol surat bass vokal Johnny hacı ise resmen döktürmüş bu parçada da.

"Warriors Of Midgard" da aynen Marching.. gibi vurucu ve şok etkili bir şarkı, grubun pek cok festivalde de cıktığını düsünürsek sunun calması ordaki seyircinin tekme tokat diz dirsek birbirine girmesine sebep olabilir pekala o derece gaz bir iş cıkartmış adamlar.

"Home Of The Brave" albümdeki en eski tip ve odun İsvec dm örneğidir.
Bu albümde bu tip bir şarkının varlığı herhalde adamların yılların ağırlığının altında kalmasına delalet diyebiliyorum ortalıkda cirit atan hemserilerinin maskaralığı ile kıyaslanması bile neredeyse imkansız. Kanımca Unleashed elemanları zaman ve mekan kavramını kaybetmiş takvimi hala 90lı yıllardan okumaktalar, helal olsun tabii.

Grubun web sitesinin adresi,
http://www.unleashed.se/

MySpace adresi ise,
http://www.myspace.com/666unleashed


Cryptopsy - The Unspoken King Albümü Kritiği

  Kanada’nın medar-ı iftiharı Cryptopsy, 2008 de nihayet çıkarabildi beklenen albümünü... Aslında beklenmeyen albümünü de diyebiliriz. Zira elemanlar kariyerlerinin en farklı işini çıkarmışlar bu albümle diye düşünmekteyim.

Bu soğuk memleketten yıllar yılı bir çok death metal, deathgrind devi çıkmıştır. En bilinenlerini sayarsak Cryptopsy kafadan ilk üçtedir Gorguts ve Kataklysm ile birlikte... Zamanında Black Metal furyası ortalığı kasıp kavururken, insanlar death metalin ve brutalitenin bittiğini çok bilmişçe söylerken Century Media gibi dev bir şirketin Cryptopsy ile anlaşması pek çok insanı “hö” dedirten bir hale sokmuştu. O günlerden bugünlere grup toplamda 5 stüdyo, 1 live albümü arşivine eklemeyi başardı. Tüm yaptığı işler boyunca grupta pek çok eleman gitti/geldi ama bu şekilde bir kadro hiç bir şekilde varolmamıştı ve görenler de şoka giriyor zaten... Grubun kadrosu :

Flo Mournier : Davul (yada onun çaldığı davulsa millet ne çalıyor ?!?)
Eric Langlois : Bass
Chris Donaldson : Gitar
Maggy Durand : Keyboards/Sample
Matt McGachy : Vokal
Alex Auburn : Gitar

Farkedeceğiniz gibi hatun klavyeci almış elemanlar ve Teknik/Brutal deathgrind ın kitabını yazmış bir grupta bu tarz bir eleman varlığı hakikaten çok şaşırtıcı. Anladığım kadarıyla bu tarz eski ve tecrübeli gruplar kendilerine üretkenlik adına değişik limanlar arıyorlar ve bir şekilde farklılık peşindeler. Aynı şekilde Vile’dan da bu tarz radikal bir değişiklik bekleyin diyorum hemen laf arasında... Neyse, albümün şarkı listesi :

1- Worship Your Demons
2- The Headsmen
3- Silence the Tyrants
4- Bemoan the Martyr
5- Leach
6- The Plagued
7- Resurgence of an Empire
8- Anoint the Dead
9- Contemplate Regicide
10- Bound Dead
11- (Exit) the Few

Bu şekilde bilgileri verip kritiğimize kafadan girelim :

Müzik Ne Tarz ?/ Yaptıkları İşin Hakkını Vermişlermi ?

Bildiğimiz gibi grup bir Teknik death Grind grubu.Ama bildiğimiz Cryptopsy böyleydi. Şimdi işlere bayağı bir deneysellik katmışlar ve hatun elemanın sampleları ve klavyeleri işin çehresini çok değiştirmiş bence. Kesinlikle bilindik kalitede aşmış riffler ve manyak performanslar söz konusu. İlk merak olarak Flo baba osurtmaya devam etmiş. Bu arada grubun müzikal değişiminde Flo Mournier gibi farklı bakış açılarına sahip olan bir davulcunun direk etkisi olduğunu düşünüyorum. Klavyeli, bol aksaklı, hiddetli, sakat, karmaşık, Clean Vokalli (?!?) çok garip bir karışım var ortada. Once Was Not bence güzel bir albüm değildi ve burdaki müzik en azından kalıpların dışına çıkmaya çalışmış. Bu extremlik seviyesi ile grubun Amerikan piyasasına ve metalcore gibi trend alemlere dalmaya meyletmesi imkansız. Kesin biçimde kendi kendilerine deneysel hallerde takılıyor elemanlar. Yaptıkları işi iyi yaptıklarını düşünmekteyim kendi adıma. Sadık death Grind fanlarında (bende dahil) hazmı zor olacak işlerde söz konusu.Bu arada Lord Worm’un yerine geçen eleman Matt McGachy brutal vokallerin hakkını vermiş ve Mike DiSalvio ya daha yakın bir vokal stilinde söylüyor.Cleanleri de güzel ama cleanler Cryptopsy’de güzel midir ? Onu bilemiyorum. Klavyeci bacıyı siyasi tabirle “sindiremedim”... Yaptığı işler ise ölümcül yaralar açmadı ama bende. En azından kotarmışlar.

Kayıt ve Prodüksyon ?

Kayıt ile ilgili bilgi edinemedim. Albümü netten edindiğim için bilgi edinemesemde bugüne kadar Pierre Remillard dan başkasıyla çalışmadıklarını ve sound un da abimizin stüdyosunda çıktığını algılayabildiğimi iddia edebilirim... Mix filan hayvan gibi. Zaten hep demekteyim, artık adamlar bu işi aştı. Cryptopsy gibi karışık ve kaos bir müzik yapan grupta, vokal stillerini çeşitleyip üstüne ve sampleları ekleyip sound u yine de üst seviyeye çekmek çok zor bir iş. Hakikaten bu açıdan takdir ettim grubu ve kayıtçı abimizi... Bu arada albüm her zamanki gibi Century Media etiketiyle yayınlanıyor ama kayıt mevzularının ortasında bunu niye söyledim henüz anlayamadım...

Sonuca Gelelim Birader...

Grubun tarihi boyunca daha teknik, daha hasta müzik yapma yolculuğu bu albümle birlikte farklı bir noktaya giriyor ve daha deneysel işlere giriyorlar. Grinder tayfa için zor bir albüm. Vokalleri beğensemde, Cryptopsy’de bu vokalleri dinlemek insanı zorluyor ve bu albümü seven kadar sevmeyen olacağını söylemek zor değil. Decrepit Birth’ün albümü gibi bir farklılık değil bu. Daha da “yumuşarmı” ( bu da ne demekse artık, ölümüne distor gidiyo herifler) bilemiyorum ama Cryptopsy nin bu albümü bence elemanların Dillinger yada bu tarz deneysel kompleks müzik yapan grupların arasına girecektir. Eskisi gibi bir Cold Hate Warm Blood beklemiyorduk ama bunuda beklemiyorduk desem çok doğru olacak...

hayko cepkin turne 2


21 Haziran Hayko Cepkin Seafest-Bostancı Gösteri Merkezi-İstanbul
3 Haziran Hayko Cepkin-Galatasaray Üniversitesi Festivali-İstanbul
1 Haziran Hayko Cepkin-KoçFest 08-Parkorman-İstanbul
30 Mayıs Hayko Cepkin-KoçFest 08-Ege Üniversitesi-İzmir
28 Mayıs Hayko Cepkin-KoçFest 08-Erciyes Üniversitesi-Kayseri
26 Mayıs Hayko Cepkin-KoçFest 08-Atatürk Üniversitesi-Erzurum
23 Mayıs Hayko Cepkin-KoçFest 08-Cumhuriyet Üniversitesi-Sivas
21 Mayıs Hayko Cepkin-KoçFest 08-19 Mayıs Üniversitesi -Samsun
19 Mayıs Hayko Cepkin-KoçFest 08-İnönü Üniversitesi-Malatya
16 Mayıs Hayko Cepkin-KoçFest 08-Hacettepe Üniversitesi-Ankara
14 Mayıs Hayko Cepkin-KoçFest 08-Selçuk Üniversites-Konya
12 Mayıs Hayko Cepkin-KoçFest 08-Anadolu Üniversitesi-Eskişehir
9 Mayıs Hayko Cepkin-KoçFest 08-Kocaeli Üniversitesi-Kocaeli
7 Mayıs Hayko Cepkin-KoçFest 08-Uludağ Üniversitesi-Bursa
5 Mayıs Hayko Cepkin-KoçFest 08-Mustafa Kemal Üniversitesi-Antakya
2 Mayıs Hayko Cepkin-KoçFest 08-Mersin Üniversitesi-Mersin

...::: Olympos Music Fest'08 :::...


Antalya/Olmypos 2000 yıllık tarihinin en büyük müzik festivaline hazırlık yapıyor. Tüm Dünya’nın bildiği, gelenin vazgeçemediği Olmypos'ta 16-18 Mayıs 2008 tarihleri arasında, farklı şehirlerden üniversite öğrencilerinin katılımıyla kamp alanında konaklamalı olarak düzenlenecek festivalde 3 gün boyunca grupların performanslarını canlı olarak izleyebileceksiniz.

Dünyaca bilinen, sayısız ödüller kazanmış Antik Likya’nın başkenti Olmypos'ta 200 dönüm alanda kurulu Babylon Town’da müziğin yanısıra harika tatil yapma fırsatı bulacaksınız. Yaklaşık 20 grubun sahne alacağı festivalde 3 gün boyunca 3000 metrelik sahil şeridinde denize gime, trekking, kano, açık hava sineması, bisiklet yarışları, tırmanma duvarları, Paint ball, bungee jumping, Kanyon Turu, Tekne Turları gibi sayısız aktivitelerden yararlanma şansı bulacaksınız.

Festival'da sahne alması kesinleşen ilk gruplar;

Gevende, Dorian,Ayyuka,110,Direc-t,Makine,Kreş,Catafalque,Nükleer Başlıklı Kız,Revolters,Rakı,Hariçten Gazelciler,Ofisboyz,Rectifier,Sychopop.Yolgezer,Jetone.

ve daha fazlası...

Canlı konserler sonrası Peyote Dj Set performansını gösterecektir.

Diğer gruplar, program akışı, ulaşım ve konaklama, bilet fiyatları, toplu bilet satışı ve diğer bilgilere festivalin çok yakında yayına girecek http://www.olymposmusicfest.com/ adresinden ulaşabilirsiniz

Sınırlı sayıda kombine+kamp ve günlük biletler Biletix satış noktalarında...
tarih : 16.05.2008 13:00 - 18.05.2008 13:00
mekan : Olmypos Babylon Town

Pantera - Cowboys from Hell Albümü Hakkında

 

    Tüm zamanların en iyi en güclü soundlu 3  5 albümünden birisidir COWBOYS FROM HELL yalnız bu albümün bir başka özelliği de; bundan evvel 4 albüm daha yayınlanmış olmasına rağmen allahsal grup PANTERA resmi diskografisinde ilk albüm olarak anılan bir çalışmadır bu aynı zamanda.
O diğer 4 albümün 3ünde Anselmo paşa yok, şarkılar ise gayet hard rock veya glam rock diyebileceğimiz türde şeyler, bol ağlayıklı sololu şarkılara fazla nazik ve feminen okuyan bir solist var akabinde zaten ANSELMO gruba POWER METAL albümünde teşrif ederek bizzat şarkıları güzelce okuyor daha sonra da asıl paslı balyoz PANTERA albümleri bu CEHENNEMIN KOVBOYLARI ile start alıyor ve grup dağılana kadar da ben öyle ameyane tabirle "sıcış" diye bir albüm ya da eplerine hic rastlamadım. Kendi icinde kıyaslandığında diğer albümlere nazaran zayıf diyebileceğimiz albümler yaptılar ama diğer gruplarla coğu kez kıyaslanamayacak kadar sağlam işlere attılar ve efsane bir grup olarak hafızalara kazıdılar bunlar kendilerini.

Grubun her biri enstrümanında aşmış elemanları:

DIMEBAG DARREL - Gitar
PHIL ANSELMO - Vokal
VINNIE PAUL - Davul
Rex Rocker -  Bass gitar


1990 gibi senede "Atlantic Records" etiketli bu cok görkemli albümdeki parçalar ise:

1.Ccowboys from hell
2.Primal concrete sledge
3.Psycho holiday
4.Heresy
5.Cemetary gates
6.Domination
7.Shattered
8.Clash with reality
9.Medicine man
10.Message in blood
11.The sleep
12.The art of shredding


Vahşi Savaşcıları şafakla uyandırıp arenaya ölüme yollayan kalk !! borusu gibi bir introsu var albüme adını vermiş şarkının. Aynı zamanda pek cok grubu solda sıfır bırakacak kadar güclü, fazla mükemmel ve aşırı enerjik PANTERA canlı performanslarında hele de cok ağar kalabalık festivallerde calınıyorsa ortamı birbirine karıştıran kasıp savuran delice esen kasırganın adı bu olsa gerek. Daha ömrü hayatımda aslında hangi metal türünü severse sevsin şu şarkıya bira kaldırmayan adamı ben görmedim varsa da görmek istemem şahsen.
Bu şarkı aynı zamanda hakkın rahmetine kavuşmuş gitar ustası DIMEBAG paşanın da zirveye daha 1990 gibi bir tarihte bayrağını dikmesini simgeler gözümde hele ki ortadaki solosu ile.
Üstelik bu şarkı cok güzel ve mahzende imal edilmiş özen gösterilmiş bir şarap gibi, seneler sonra bile bu şarkı edinilen ilk günkü korsan kasetten wolkmen zımbırtısında dinlediğim tarihe götürebildiğine göre?

Bir diğer gaz şarkı ise "Primal concrete sledge" adlı malzeme. 1 küsür dakka Vinnie Paul dayının cift kroslarını trampetsiz olarak dinliyoruz. Cok klas cok pislik bir riff davula eşlik ediyor ortama ringe cıkar gibi giren Anselmo ise meramını anlatıyor. Daha sonra giren gitarlar da cok klas.

Makineli tüfeklerle kuşatılmışsınız hissi veren introyu güclü soundlu cok sabit bir PANTERA şarkısı olan "Psycho holiday" takip ediyor. Misal bu da tam bir konser şarkısı seyirci katılımı ile cok azdırıcı oluyor Monsters of Rock kayıtlarında da izlediğimiz üzere.
Tabii artık bizim hic böyle bir şansımız yok her ne kadar forum vs ortamlarında millet rock n cock festivaline PANTERA gelse cici cici calsa dese de..

Albümdeki en seri şarkılardan birisi "Heresy".
Enfes bir Amerikan thrash metal örneği denilebilecek şarkısıdır gözümde hatta bu albümdeki en thrash parça da budur.
Anselmo gibi leş ötesi, ağar serseri, hayatı sokaklarda çöplüklerde kavga ederek racon işlere imza atarak geçmiş birisi nasıl böyle güzel bir vokal yazmış şöyle bi şarkıya, o da ayrı bir gizemdir hem de senelerdir cözülememiş.

"Cemetery Gates" seneler evvel Mtv nin adam gibi yayın yaptığı Headbanger balosu programlarından belli ezbere bildiğimiz klibe sahip cok atmosferli bir şarkı.
Arpej denen hadiseden ezelden beri uyuz kapmış ben bile hic es gecmemişimdir Dimebag hacının bu performansını. Bikac yerli grup bu parcayı coverlama girişiminde bulunmuştu ama o icler acısı alet edevattan cıkan tuhaf soundla nereye kadar..

Tabii bu albümün asıl beyne inen cekiç hissi veren ağar racon ve kafa tutmalarla ortalığı gaza getirme amaclı sözlerle donatılmış şarkısı ise elbette DOMINATION. Tüm bu albüme hükmünü ve lezzetini koymuş şarkı cok tehditkar satırlar da iceriyor. Bu şarkı ayrıca en cok sevdiğim dinlemekten cok zevk aldığım yegane PANTERA şarkısıdır.. Meshur 2 vokal partisyonunu takiben giren gaz riffler ve muhteşem DIMEBAG solosu ise benim kelime dağarcığımda tanımsız isteyen buyursun yorum kısmına.
Bide bu adamlar ne diye bu parçaya cekmediler acaba klip o da başka bir gizem.

"Shattered" tam da adı gibi dinleyicisinin canını cok yakıp dağlayan, parçalayan bir çalışma böylesine güzel ritm atıp böyle de güzel, kendi adına albüm yapan virtiözlere meydan okuyan sololu şarkıya böyle de JUDAS PRIEST worship vokalli Anselmo vokalleri yakışırdı.
Grubun o dönemdeki bicok konserinde henüz 2. şarkı olarak performansı gercekleştirilirmiş ne kadar tavizsiz ne kadar gaddar adamlar oldukları burdan belli. Bu heriflerin bir dönem fosforlu renklerde taytlar giymeleri ve Bon Jovi ayarı takılmış olmalarına hala inanamıyorum zaten..

Sokak hayatında cebelleşen bicok pis işe girmiş ANSELMO dayının karanlık dünyasına ait ipucları her albümde rastlanan bişeydir ama bu "Message in blood" adlı şarkı da onlardan birisi kanımca. Cok değişik bir altyapının denendiği bu şarkı da cok özel.

Gene tuhaf arpejlerle start alan ve resmen ustura kadar rifflerle bezeli şarkı ise "The sleep" adlı şarkı olmakta.
Albümde öylesine güzel bir prodüksüyon var ki böylesine tek düze şeylerin calındığı bir şarkı bile cok güclü ve güzel gelebiliyor insana. Belki de pek cok grubun daha hala bugün bile PANTERA mirasını yemesi biraz da bundandır.

Böyle gaz albüme "The Art of Shredding" gibi hem gaz hem de eski kafa bir şarkı yakışırdı. İlk başlarda Rex dayı ortama hakimiyetini koymuş davulcu ile güzel bir ritm atıyorlar akabinde Dimebag destur diyor ortama. Cok gaz bir senkop akabinde ise mahalle kabadayısı kılıklı Anselmo da keskin bir nara atarak işe başlayıp yumruğunu sıkıyor aynen kapaktaki gibi ucarak dalıyor hadisenin ortasına. Heriflerin öyle bir Texas barını böyle bir albüme kapak olarak kullanmaları ise belki de müzik eğitimi alan birisi icin tez konusu.

Grubun, DIMEBAG in cok klas bir anı ile sizi karşılayan sıkı icerikli web site adresi:
http://www.pantera.com/


Septic Flesh - Communion Albümü Kritiği

 

  Komşudakilerin dünya metal piyasasına verdikleri pek çok ünlü ve kaliteli grubu mevcuttur.Ünlü olanların hepsi kaliteli, kaliteli olanların hepside ünlü olmasa da ikisine birden sahip olan az gruptan birisidir Septic Flesh ve kanımca tüm zamanlarında Yunanistan’dan çıkmış grupların en iyisidir. (Tamam Inveracity’de var..) 2003 yılında Sumerian Daemons’ı çıkardıktan sonra dağılan grup fanlarını hakikaten  üzmüştü. Zira elemanların (bu kelimeleri kullandığıma inanamıyorum) gothic ve karanlık stilleri (bakın hala inanamıyorum) yeraltı müziğinin sahnesinde bu adamlara klas bir yer kazandırmıştır. Bu albümle elemanların geri döndüklerine sevinmiyor, bunlarla yetinmeyi reddedip halay çekiyoruz. Grubumuzun kadrosu :

Spiros “Seth” Antoniou - Vokal, bass
Sotiris Vayenas - Vokal, gitar
Chris Antoniou - Gitar, sample
Fotis Giannakopoulos – Drums


Sumerian albümündeki aynı kadro ile (davulcu hariç) olaya devam ediyorlar. Albümün şarkı listesi de aha şöyle :

1.Lovecraft’s Death
2. Annubis
3. Communion
4. Babel’s Gate
5. We The Gods
6. Sunlight Moonlight
7. Persepolis
8. Sangreal
9. Narcissus

  Ömrümde atmosferine bu kadap kapıldığım çok çok az albüm vardır ve bu albüm direk sizi hayal dünyalarının girdabına çekiyor.
Elemanların bugüne kadar yaptığı tüm albümler gibi kompleks ve kafadan sakat bir albüm olsa da bu albüm, çok sevdiğim eski Ophidian Wheel albümü ile karşılaştırınca devasa bir abide gibi duruyor.
  İlk şarkımız Lovecraft’s Death süper kesik ve aksak rifflerle inceden adamın kafasını sallasa da ardından gelen muhteşem atmosfer ve karanlık halet-i ruhiye sizi mıhlıyor. Klavyeler ve arkadan pis pis seslenen korolar, tam bir acımasızlık vaziyeti oluşturmuşlar. Albümde şu eleman hayvan gibi çalmış, davulcu osurtmuş gibi olaylara girmeye gerek yok. Vokaller  ise hayvan gibi ve Sotiris’in clean leri ise kesinlikle gay işi değil, çok güzel olmuş.Takım oyunu oynayarak 3 pas ta gol, ya da tek vuruşta nakavt gibi olaylara hakkıyla girmişler. Albümde boş şarkı yok, bununla beraber ilk şarkımız, Annubis, Communion, Persepolis, Sangreal felan çok feci şarkılar. Sadece son şarkı bence albümle aynı kalite de değil. Kayıt zaten hayvan gibi, artık yurtdışında bu işler çoktan aşıldı ve prodüksyon da hayvan üstü, albümün Fredman’da büyükusta Nordstorm tarafından kaydedildiğini söylemek zaten yeterli olacaktı...
  Sonuç itibariyle Foseptic Flesh (dayanamıyorum artık, yüz yıllık geyik ama yapacak birşey yok...) heam death hem black metal seven tayfa için dinlenebilecek bir albüm yapmış bence. Şimdilerde Dimmu Burger için atmosferik bilmemne felan diyorlar ya... Aslında yok öle bir şey. Atmosfer istesen bu albümü alsın dinlesin, Comunnion’ın havasını solusun...

Dorock`ta Konser: Suspect, The Capricorn ve Glorian

 

  Suspect, The Capricorn ve Glorian gruplarının sahne alacağı konser 4 mayısta Dorock Bar'da. Girişler ücretsiz.

Pain - Psalms of Exinction Albümü Kritiği

 

  (Albüm ilk çıktığı anda büyük bi gazla yazılan bu kritiği zamanı geçti/bira ya uymayabilir gibi gerekçelerle koymadım fakat baktım alemin kralı geliyo, tutamadım kendimi, gecikmeli de olsa aha Psalms of... albümü kritiği. )

Bira’ da Pain’in aman aman sevilecek, sayılacak bi grup olduğunu düşünmediğimden dolayı (Bkz. Kazımasyon okuyucu kitlesi-biz oluyoz yani) daha önceden yazdığım bu kritiği yollamamaya karar vermiştim fakat Pain’in klip haberini sitede görünce albümü uzun zamandır yalayıp yutmuş biri olarak “aha yolluyom şimdi” diyip yollayıverdim kritiği...

  Avrupa’nın en çok tanınan ve saygı gören müzik adamı Peter Tagtgren’in solo projesi olan Pain, başta Hypocrisy fanları ile sınırlı bir kitleye hitap ediyor gibi görünse de yıllar içinde kendine has bir hayran kitlesi yaratmayı başarmış bir grup. Önceleri şirketlerin gazabına gelen, zamanla durumunu ileriye götüren Pain şu anda Roadrunner la kontrat bağladı ki bu da grubun nerelere geldiğinin en büyük kanıtı. Hepimizin malumu, endüstriyel, metal ortamlarında gezinen, “Peter mı lan bu” dedirten bi sevgili grubumuz, 5. stüdyo albümünü saldı alemlere. Hemen söyleyeyim, Pain severseniz yola devam edin, güzel albüm. Albüm Nothing Remains the Same albümüne daha yakın bir ruh halinde gidiyor. Dancing With The Dead albümündeki havadan ziyade bir önceki albümdeki ağır ve orta tempolu şarkılar çoğunlukta. Yeryer Rebirth havası bile seziliyor.
  Giriş şarkısı Save Your Prayers klasik bir Pain albümü açılısı. Peter abimizin sakin vokalleri ve üstüne patlayan sözleri süper vurucu olmuş. Albümü şanlı şerefli bi şekilde açtıktan sonra Nailed to the Ground basit rifflerin üstüne yazılan looplar ve klavyelerle süper bi etki bırakıyor, bence albümün en iyi birkaç şarkısından birisi.Zombie Slam deki cool vokaller hakkaten çok başarılı olmuş. Bu adamın yazdığı nakaratlar kesinlikle kafaya kazınan cinsten.(Zaten eleman ilk klibi de buna patlattı sonradan.)
  Albümün isim şarkısı Psalms of Exinction, ve Clouds of Extacy paşa paşa dinlenmekte neşe vermekte.Psalms.. daki klavyeler özellikle çok güzel ve şarkıyı götürüyolar desem yeridir. Clouds of Extacy tam bir piyasa dandik metal şarkısı gibi gözükmekle beraber Peter abimizin elinin değmesi ile Pain in kendine has lezzetini alıyo ve özellikle Clouds of... un nakarat partisyonları ve melodisi felan gayet akılda kalıcı. Adam ne yapıp edip döşüyo boruyu yani...
  6. şarkı Play Dead cidden noluyoz dedirten cinsten. Peter abimizin vokallerdeki az buçuk arabik üslubu, şarkı sölemesi falan çok çok değişik olmuş. Kesinlikle çok güzel. Hatta her dinlediğimde bi garip olup ufaktan dalgınlaşıyorum nedense. Hakkaten güzel şarkı.
  Albüm sona kadar gayet dinlenilebilir şekilde gidiyor ve bence son şarkılar itibariyle tüm albümlerin etkisinin hissedildiği bir hale geliyor.
 
Sona ve dona giden bu uzun yolda  Just Think Again şarkısı diğerlerinden farklı olarak güzel bi ballad ve hafiften hüzünlü bi tonda gidiyor şarkı... Peter Tagtgren’in muhteşem karamsar şarkılarını Hypocrisy’den dinlemeye alışanlar için o diyarlara ufaktan sehayat ettirir adamı. Soloya özellikle dikkat, çok şık olmuş... Dediğim gibi sona giden tüm şarkılar güzel ama hele ki son şarkı “Bitch” nefis bişey olmuş. Ezici tonlarla beraber eski dönemlerin “kaba ve kirli” hallerine yakın bi şarkı. Hakkaten sevdim, basit ama direk hareketi veriyo adama...
  Bu arada albümün çok geniş bir guest musician listesi var ve bunların içinde sevgili Motorhead imizin sevgili gitaristi Philip Campbell babanın da olduğunu belirteyim.Ayrıca In Flames’ den Peter Ivers, Children of Bodom’dan Alexi vs vs. Gibi tanınmış elemanlar kombo olmuş yağmış....
  Eğer Peter Tagtgren’i Hypocrisy ve yaptığı prodüksyonlarla sevmeye devam ederseniz        ( yada onu da yapmıyorsanız ) bu albümü dinlemenizi önermem fakat Industrial-Metal formattaki Pain i seviyorsanız bu albümü kesinlike dinleyin. Bir kerede vurmuyor ama zamanla kendini sevdiriyor albüm...

Death - Symbolic Albümü Hakkında

 

  Death - Symbolic Albümü Hakkında (6. Yıl Anısına)

Sene 1995’ tir. Tampa Florida’da yaşayan efsane mertebesini çoktan kazanmış olan büyük müzik insanı Chuck Schuldiner’ ın yeni albümü beklenmektedir. Human ve Individual Thought Patterns albümlerinde çıta o kadar yükselmiştir ki herkes yeni bir bomba beklemektedir. Bu arada Steve di Giorgio ve Andy LaRoque babalar gruptan ayrılmıştır ve Death, tam bu durumların ortasında öyle bir albüm yapar ki ortalık resmen duman olur. Albümün adı Symbolic’ tir ve yine Roadrunner etiketi ile piyasaya çıkmıştır.
DiGiorgio ve LaRoque ‘dan boşalan yerler için alınan elemanlar itibari ile kadro şu halini almıştır ve kayıdın kadrosu da şu şekildedir :

Chuck Schuldiner – Gitar /Vokal
Bobby Koelbe – Gitar
Gene Hoglan – Davul
Kelly Conlon – Bass

Kelly Conlon ve Bobby Koelbe isimleri all-star kadrolara alışık tayfa için farklı gelebilir ama  Kelly Conlon Monstrosity de çalmış ve olan önemli bir elemandır. (Bobby Koelbe ayrıca jazz alemlerinde de isim yapmış önemli bir elemandır)

Albümü Jim Morris baba malum mekanda kaydetmiştir ve sound “kristal” kavramının ta kendisidir. Ayrıca elemanların performansları da resmen dudak uçuklatan (tamam dayanamıyorum) göt düşüren bir biçimde vuku bulmaktadır. Her ne kadar Steve ve Andy babaların o muhteşem stilleri bu albümde olmasa da Chuck baba ve Gene Hoglan albümü çok pis götürmektedirler. Ek olarak ; kapağı Rene Miville yapmıştır ve tek kelime ile “olağanüstü” dür. Bu yücelik abidesinin şarkı listesi ise şu şekildedir :

1- Symbolic
2- Zero Tolerance
3- Empty Words
4- Sacred Serenity
5- 1000 Eyes
6- Without Judgement
7- Crsytal Mountain
8- Misanthrope
9-  Perennial Quest

Death Metal tarihinin en çok bilinen riff i ile albüm açılır.(Hammer Smashed Face ile birlikte en çok bilinen riff i demek lazım.) O kadar kontrollü girmiştir ki albüm, o dönemler ilk dinleyen herkes “dur lan dur süper olm kesin döşeyecekler” diyerek birbirlerini dürtmektedirler. Gene baba hi-hat leri inceden okşamaya başlamıştır ve bir anda olay patlayıverir. “I Cloooosee My Eeeyeees” diyip ateşi verir rahmetli. Başyapıtın ta kendisidir bu şarkı diğer tüm şarkılar gibi. Albümün devamında ve bundan sonraki dünya metal müzik tarihinde her davulcuyu şah mat eden çift ride lar (bu olay en çok bu albümde öne çıkmaktadır, her ne kadar Cynic ve diğer babalar yapsa da...) herkesi kendinden geçirmektedir. Bobby Koelbe babanın solosu herkesi “tamam lan herif süpermiş” diyip rahatlatmaktadır. Eleman acımadan döşemektedir soloları.

Albüm adamı mıhlamışken bir anda şok eden bir sakinlik ve Gene Hoglan’ın yüce stili ile başlayan davul vuruşları ile Zero Tolerance başlar. Sözler albümün tümünde olduğu gibi gayet derindir ve okuyan herkese pek çok şey anlatmaya devam eder.

Pek çok kişiye hayatında bir dönem soundtrack olmuş Empty Words ise bana hep Florida da sahilde deniz kıyısında yürüyen Chuck Schuldiner ‘ı hissettirmiştir ve kendimi onun yerine az koymamışımdır. Girişteki perküsyonlar ve o akustik gitar çok derin bir his karmaşasına iter insanı. “Küller ve dumanlar, değişimin rüzgarları ile birbirine kaynaşır...” Bu kadar muhteşem sözler ve harika solosu ile şarkı tek kelime ile efsanedir. Şu anda da satırların yazarının gözlerini doldurmaktadır.

Sacred Serenity şarkısı bence Death’in o gün kadar yaptığı en naif, en nazik şarkı olmuştur. Şahsi fikrim, Chuck Baba’nın albümü yazarken ki dönemde büyük bir duygusal değişim ve gelişim geçirdiğidir. Bu da özellikle bu albümde ve bu şarkı da kendini göstermiştir.

1000 Eyes ise pek çok insanı “girişte napıyo davulcu” sorusuna yöneltmektedir. 2. riff ile birlikte tek kelime ile akmaya başlar ve nakarat kısmında tek kelimeyle kopar. Bu şarkı sözleri ile biraz ilginç bir noktada durmaktadır. Kameraların ve teknolojinin hayatlarımızı gözlemlediği, artık ne yapsak ta kendimize ait bir gizliliğe sahip olamayacağımızı anlatmaktadır ve bugün bunun ne kadar doğru olduğu bir kez daha ortaya çıkmaktadır.

Without Judgement, grubun bu albümde herkes tarafından en sevilen şarkılarından birisi olmuştur ve öyle sanırsam bunu muhteşem pre-chorus riffine, o bölümdeki Çift Ridelara ve ardından gelen muazzam nakarata borçludur. Nakarat sanki fade in gibi girer. Sessiz ve sakin biçimde 2 kez tekrar edip ardından çalması tek kelimeyle “göttisberger” olan gökgürültüsü davullarla öyle bir hal alır ki, konser mekanlarında coverlandığı zaman kan-gövde ekseninde neler yaşandığı tarafımca görülmüştür. Harika bir şarkıdır ve iğneleyici sözleriyle adamı çok feci raharsız eder aslında...

Crystal Mountain, bence dünya üzerindeki tüm metal dinleyicileri tarafından kabul görmüş ilk ve belki de tek Death şarkısıdır. Sakin ve basit bir riff dizilimi arkasında Gene Hoglan davulun anasını ağlatmaktadır ve şarkının sonundaki o akustik gitar soloları gözlerden bir damla yaş akıtır. Harikadir tek kelimeyle...

Adamı hafiften sakin bir moda geçiren fade out Misanthrope ile hunharca bitirilir ve gayet hızlı biçimde çok mis ve leziz rifflerle şarkı adamı ihya eder.

Son şarkı ise bizim zehir bünyemizce “Perihan Kulesi” olarak adlandırılan efsanevi Perennial Quest’tir. Chuck Baba’nın progressive işlerde ne denli gönlünün olduğunu ve ilerki albümde bizi nelerin beklediğini bence bu şarkı gösterir. Eksiksiz kusursuz bir şarkıdır. Dolayısı ile başlı başına bir klasiktir. Bu şarkı da, tüm albüm boyunca sote de yatıyor gibi gözüküp tüm cover sevdalısı bassçıların bileklerini kıran Kelly Conlon bence bir adım öne çıkar ve Gene Baba’yla birlikte çok fena işlere kalkışırlar. Hayatımda gördüğüm en iyi albüm bitirişlerinden birisidir bu şarkı. Herşey o kadar güzel gitmekteyken öyle bir an gelirki....

İşte o kısım benim, Chuck Schuldiner ‘ın vefatını öğrendiğim gece, 13 Aralık 2001 gecesi saat 10 civarları bu şarkıyı sabaha kadar dinlememe sebep olmuştur. Öldüğümde beni bu şarkıyla hatırlayın der gibi, öyle bir bölüm koymuştur ki oraya rahmetli. Şimdi bile tüylerim diken diken, kendisine içimden dua etmekteyim... Bu şarkı ile ve ölümü ile bizi gerçekten hüngür hüngür ağlattı. Mekanı cennet olsun...

İşte 1995 yılında dünyanın pek çok dergisinde yılın albümü seçilen, edisyonları hala basılan ve de satmaya devam eden muhteşem albümün benden akan hikayesi... Bu albüm pek çok internet sitesinde de 95 yılının en iyi albümü seçilmiştir ve pek çok insan için gelmiş geçmiş en iyi albümlerdendir. Bu albüme kayıtsız kalmayı başarmış bir metalci insan düşünemiyorum.
(2002 yılında Jane Schuldiner’ a para gönderip bağış yaptığımda mektubumda yazmıştım : “Biz yaşadıkça Chuck ölmeyecek” diye. Kendisi de mektubuma cevap verip çok güzel sözler yazmıştı. İşte şimdi gururla söylüyorum ki “biz burdayız yaşıyoruz ve sevdiğimiz hiç birşey ölmüyor !!!”...)

Him-lisch DarkLight-Liste Pagerank MekanRock.Net | Rock ve Metal Toplist